Sözleşmelerin Uyarlanması ,Sözleşme koşullarında değişen şart ve koşullara göre değişiklik yapılmasına sözleşmenin uyarlanması

Türk Borçlar Kanunu’nun 138’inci maddesi hükmüne göre[6] sözleşme taraflarından birinin hâkime yapacağı başvuru üzerine, talep doğrultusunda bir karar verilebilmesi için aşağıdaki şartlar bulunmalıdır;

Tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge, borçludan sonuçları yüklenmesi istenemeyecek kadar büyük ölçüde bozulmuş olmalıdır ki bu durum işlem temelinin çökmesi olarak ifade edilebilir. Sonradan ortaya çıkan ifa güçlüğünün mutlaka borçlunun ağır zararına yol açması gerekmez. Nitekim maddede “kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir” olması yeterli görülmüştür.

Edimler dengesindeki değişiklik sözleşme yapılırken öngörülmeyen ve öngörülmesi beklenmeyen (savaş, ekonomik kriz, tabii afet vs) olağanüstü bir durumdan ileri gelmelidir. Ayrıca sonradan ortaya çıkan durumun öngörülememesi, aşırı ifa güçlüğüne düştüğü iddiasında bulunan tarafın kendi özensizliği veya dikkatsizliğinden kaynaklanmamış olmalıdır.

Aşırı ifa güçlüğü yaratan olgu ve bu olgunun aşırı ifa güçlüğü oluşturması borçludan kaynaklanmamalıdır. Örneğin borcunu zamanında ifa etse olağanüstü enflasyona yakalanmayacak olan borçlu temerrüde düştüğü için bu öngörülemez olguya yakalanmışsa, kural olarak uyarlama davası açmamalıdır. Ancak temerrüde düşmede kusuru bulunmadığını ispat edebiliyorsa bu haktan yararlanmalıdır.

Edimler henüz ifa edilmemiş veya borçlu doğan haklarını saklı tutarak (ihtirazı kayıt ile) ifada bulunmuş olması gerekmektedir. Bu takdirde uyarlamanın sonucuna göre veya sözleşmeden dönme halinde, ifa etmiş bulunduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre kısmen veya tamamen geri isteyebilecektir.

Bu şartların varlığı halinde öncelikle hâkimden sözleşmenin uyarlanması istenebilecektir. Uyarlama edim yükümlülüğünün azaltılması veya karşı edim yükümünün arttırılması şeklinde yapılabileceği gibi, vadelerin ve ifa tarzının değiştirilmesi gibi hâkimin uygun bulabileceği herhangi bir şekilde yapılabilir.

Uyarlama sözleşmenin içeriğinin değiştirilmesi şeklinde olur. Örneklemek gerekir ise taksitli ödeme, kısmi ödeme, faizin indirilmesi, kaldırılması, ifa yeri ve zamanının değiştirilmesi, sözleşme süresinin uzatılması ya da kısaltılması sayılabilir.

Hâkim davacının talebinde öngörmediği bir tarzda da uyarlama yapabilir. Ancak borç uyarlamaya uygun değilse veya ifa güçlüğünü katlanır kılacak herhangi bir uygulama bu kez karşı taraf açısından katlanması beklenilemez bir durum yaratıyorsa borçlu ancak bu şartla sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir.

Dolayısıyla sözleşmelerin farklılaşan koşullara göre değiştirilmesinde esas olan sözleşmenin uyarlanması ve uyarlamanın gerçekleşmemesi halinde sözleşmenin feshine yönelinmesidir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 138’inci maddesinde “Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla sözleşmelerin uyarlanması kavramını ani edimli sözleşmeler ve sürekli edimli sözleşmeler ayrımı açısından da ele almakta fayda görülmektedir.

Nitekim borçlunun borcunu ancak zaman içinde sürekli bir eylemle yerine getirebiliyor olduğu sürekli edimli sözleşmelerde uyarlama açısından herhangi bir tartışma söz konusu değildir. Ancak bir Yargıtay kararında borçlanılan edimin bir defada, tek bir davranışla yerine getirildiği ani edimli sözleşmelerde uyarlamanın yapılamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu Yargıtay kararında ani edimli sözleşmelerde uygulanmayacağı aşikârdır; zira edim yerine getirildikten sonra artık şartların ağırlaştığı vs. söz konusu olamaz.

Yargıtay kısa süreli sözleşmelerde uyarlama olamayacağına dair yasaklayıcı bir kural koymamıştır. Ancak uyarlamaya ilişkin kanuni düzenleme de ani edim sürekli edim ayrımına girilmemiştir. Dolayısıyla sözleşmenin kuruluşu ile ifası arasında çok kısada olsa bir süre var ve bu süre içerisinde ortaya çıkan olağanüstü bir durum sonucu işlem temeli çökmüş ise sözleşme uyarlanabilmelidir.